Bolum 8 - Cumhuriyet, 25.06.2000

Yeni Asya Cemaati'nden kopan Gülen yeterince güçlendiğine karar verince MSP'den ayrılmaya karar verdi

Fethullah Gülen-Erbakan kapışması

Hocanın gözü yaşlı vaazları çok etkili oldu. Artık, Sızıntı dergisi etrafında oluşan beyin takımına sahipti. MSP'lilerin teşkilatlarının  desteği de buna eklenince Fethullah Gülen ve cemaati, etkili bir cemaate dönüşmeye başladı.

Yeni Asya cemaatinden kopan, ama MSP'nin gölgesinde kalan Fethullah Gülen cemaati, bu hamlelerle cemaatler arasında üçüncü sıraya yükseldi. Fethullah Gülen zamanla etkisini daha da arttırdı. Yeteri kadar güçlendiği inancına varınca MSP'lilikten kurtulması gerektiğine karar verdi.

MSP'lilerin desteğiyle cemaatin kazandığı gençlerin bir kısmında artık MSP'li olmak ikinci planda kalmıştı. Onlar artık MSP'li değil, Fethullahçıydı. MSP'den ve Yeni Asya grubundan Fethullah Hoca'nın cemaatine transfer olanlar, artık yeni bir cemaati oluşturmaktaydı. Yeni Asya'da zaten görünür bir lider yoktu, ama MSP'lilikten gelenlerin gözünde Fethullah Hoca, Erbakan Hoca'nın yerini almaya başlamıştı. Yurt müdürlüğü, cemaatin çeşitli kurumlarındaki görevler, dershane sorumlulukları gibi çekirdek kadrolar, MSP'li olanların elinden alınmakta ve kendisini Fethullahçı kabul edenlere devredilmekteydi.

'Fethullah Hoca her şey'

Çoğu kimse bu dönüşümün farkında değildi. Yapılan değişiklikler ''hizmette nöbet değişimi'' olarak sunuluyor ve öyle değerlendiriliyordu. Fakat bir süre sonra MSP'liler durumu fark ettiler. Bu yüzden ortaya ''MSP'lilik- Fethullahçılık'' tartışmaları çıktı.Tartışmalarda üslup yumuşaktı, nezaket ön plandaydı ve ikna etmeye yönelikti. Erbakan siyasi bir liderdi, Fethullah Hoca
ise bir mürşitti. Böyle olması gerekliydi. Buna rağmen, Fethullahçılar alttan alta ''Fethullah Hoca her şey'' fikrini yayıyorlardı. Erbakan siyasi liderdi, ama her şey değildi. Eleştirilecek yanları çoktu. Sonra MSP'li olmak da bir şart değildi. Siyaset yerine başka hizmetler yaygınlaştırılmalıydı.

Hizmet için, Erbakan gibi devlete muhalif olmak doğru değildi. Tam tersine devletten yana davranılırsa daha kolay yol alınırdı. Bu düşünceye sahip Gülen, Şubat 1980'de devletten yana olduğunu gösteren bir konuşma daha yaptı. Anarşist ve terörist olarak nitelendirdiği kişileri devletin asker ve polisine bildirmeyenlerin Allah katında sorumlu olduklarını belirtti:

''İstihbarat duysun, emniyet duysun, askeriye duysun, başbakan duysun, riyaset-i cumhuriye duysun. Polise, askere kurşun sıkan hainlere mahkemelerde ceza verilmezse ne devlet kalır ne de millet.''

Bu sözler MSP'li taban tarafından tartışılmaya başlandı. Fethullah Hoca'nın devlet ajanı olduğu şüpheleri yaygınlaştı. Bu tür tartışmalar her yerde, her mecliste bir müddet kapalı devre sürdü.

Fethullah Gülen artık bir güç olduğunu hissettiği ve MSP'li damgasından kurtulmak zamanı geldiğine inandığı bir dönemde, 24 Haziran 1980'de yaptığı bir vaazda isim vermeden MSP'yi ve MSP'nin yayın organı Milli Gazete'yi eleştirince, kapalı devre süren tartışmalar açığa çıktı. Fethullah Gülen, ''Cüppeyle, sarıkla bu işler olmaz, paçavra gibi bir gazeteyle bu iş yürümez''
demişti.

MSP'lilerin şiddetli tepkisi

O dönemde MSP'li gençliğin bir kısmında cüppe ve sarık giyme modası yaygınlaşmıştı. Özellikle Fatih Çarşamba'daki Mahmut Efendi' nin tarikatına mensup MSP'li gençlerde sarık-cüppe adeta bir moda olmuştu. Fethullah Gülen bu durumu eleştirerek
MSP'ye rest çekmişti. Fakat bu belki de onun ilk büyük hatası oldu. Çünkü cemaatinin çoğunluğu MSP'lilikten henüz kopmamıştı. Kırsal kesimde onu dinleyenlerin ve dinletenlerin hemen hepsi MSP'liydi. Yurtlarda, dershanelerde okuyan öğrencilerin çoğu ve özellikle onların anneleri ve babaları MSP'liydi. Tepki Fethullahçıların beklemediği kadar büyük oldu.
Cemaat adeta ayağa kalktı. Örgütlenme işinde başarılı olan MSP'liler bir anda Fethullah Hoca'yı ve cemaatini sarstılar. MSP'liler, müftülüklerde, cami avlularında herkesi toplayıp Fethullah Gülen'in konuşmasını millete teypten dinlettiler. Dinleyenlerin büyük bir kısmı, o güne kadar Fethullah Gülen'e sempati duyduğu halde ''Tuu rezil, Allah seni kahretsin!..'' diye
yere tükürüp homurdanıyorlardı.

Demek Fethullah Gülen de AP'liydi, diğer Nurculardan farkı yoktu. Adam ettikleri Fethullah Hoca'nın MSP'ye çatması bir nankörlük, bir rezillikti. O da bir mason uşağıydı. Fethullah Hoca'ya gönül veren azınlıktaki insanlar ise o güne kadar Fethullah Hoca'yı seven bu kesimin şiddetli tepkisi karşısında süklüm püklüm oluyor, yanlarından uzaklaşıyordu.

Yeni Devir gazetesi de Fethullah Hoca'yı eleştiriyor

MSP'lilerin öfkesi o kadar büyüktü ki, Fethullahçılar Sızıntı dergisinin bürolarına gelemez oldular. Dershane faaliyetleri bile iptal edildi. Üstelik MSP'li gençlerin ve entelektüel kesimin okuduğu Yeni Devir gazetesinin arka sayfasında Fethullah Hoca'nın o konuşması eleştirilince ipler daha da gerildi. Cemaat büyük bir darbe yemiş, artık iyice azınlıkta kalan ve Fethullah Hoca'nın yanlış anlaşıldığını düşünen Fethullahçılar dışarıya bile çıkamaz olmuşlardı. MSP'lilerle karşılaştıklarında, onların hışımlarına uğramamak için yollarını değiştirmekteydiler.

İş bu noktaya gelince, olay kaset bir emirle piyasadan çekildi. Piyasadaki kasetler bir anda imha edilmiş veya silinmişti. Bir zaman sonra Fethullah Hoca'yı eleştirmek için fellik fellik o kaseti arayanlar bulamaz oldular.

Bu olay, Fethullahçılarla MSP'lilerin ilk gerginliğiydi. Bu sürede Fethullahçılar MSP'lilerin öfkesi ve görülmedik tepkisi yatışsın diye, ''uykuya yattılar'' . Bu süreç içinde kendilerini bu noktaya getiren MSP'lilerin büyük bölümünü, bazı müritlerini de kaybettiler. Uykuya yatma sürecinde, yaraları sarmak için sessiz kaldılar, olayın unutulmasını beklediler. Eleştirileri ve saldırıları
sessizlikle karşıladılar, hakaretleri sineye çektiler.

Fethullahçılar, ''Fethullah Hoca yanlış anlaşıldı'' veya ''Haklısınız, hoca yanlış yaptı, maksadını aşan bir konuşmaydı; kendisi de anladı, kasetleri piyasadan çekti'' şeklinde konuşarak hatayı kabul ettiler.

Bu konuşmanın zaten onlara bir faydası da olmamıştı. Büyük bir cemaat olan Yeni Asya, ağırlığını ve etkinliğini sürdürüyordu. Fethullah Hoca cemaatindeki bu kriz, Yeni Asyacılar tarafından ''Risale-i Nur'a yapılan ihanetin bedeli'' olarak görüldü. Bediüzzaman'ın misyonunun dışına çıkan, şefkat tokatını yemekten kurtulamamaktaydı. İşte Fethullah Hoca da çok güvendiği MSP'lilerden büyük bir darbe yemişti. Yeni Asyacılar, Fethullah Hoca ile MSP'liler arasındaki krize sevindiler. Bu gelişmeyi Fethullah Hoca'nın MSP'li damgasından kurtulması olarak yorumlamadılar. Onlara göre Fethullah Gülen büyük bir darbe yemişti, kendilerine yaptığı gibi MSP'lilere de ihanet etmişti ve artık hep marjinal bir grup olarak kalacak, ileride de yok olup gidecekti.

Yeni Asyacılar bu olaydan sonra Fethullah Hoca ve çevresinin MSP'lilerle arayı bulmak için uğraştıklarını da gözlediler. Fakat MSP'liler fanatikti, liderini ve gazetesini eleştireni hemen aforoz ediyorlar, kolay kolay da affetmiyorlardı.

Fethullah Gülen'in MSP'lilerden kopma ve yeni bir güç oluşturma hamlesi darbe yemişti.

MSP ile tekrar yakınlaşma çabası

MSP'lilerin öfkesi ve tepkisi zamanla yatıştı. Çoğunluğu, Fethullah Hoca'yla ilgisini kesti. Bir kısmı ''O da bir insan, hata yapmıştır. Zaten o kasetleri de piyasadan çekti, pişman olduğunu gösterdi. Her şeye rağmen Fethullah Hoca kaybedilmemeli'' diyordu. Fethullah Gülen ve çevresi de, kendilerine anlayışlı davranan MSP'liler de, geçmişte kalan bu krizi hiç olmamış kabul etmeye çalıştılar. İki taraf da birbirlerini ''kazanmak'' düşüncesiyle hareket ediyordu. Bu tarz aslında MSP'nin temel felsefelerinden birisiydi. Zaten MSP yönetimi, Fethullah Gülen'e karşı açıktan tavır almamıştı. Erbakan da, açıktan Fethullah Gülen'i hiç eleştirmemişti. Taban bu konuda başka cemaatlerle adeta savaş verirken Erbakan ve parti yönetimi bu konularda
ağızlarını açmıyordu.

1977 seçimleri

MSP'liler, daha çok teşkilatlanmakla, taraftar kazanmayla ilgiliydi. CHP-MSP koalisyonu dağılınca onun yerine Süleyman Demirel'in başbakanlığında Milliyetçi Cephe (MC) hükümeti kuruldu. MSP de MC hükümeti içinde yer aldı. 1977 seçimleri sağ cephe için tam bir hayal kırıklığıydı. CHP oyların yüzde 41.8'ini alarak tarihinin en büyük başarısını gösterdi. Ecevit'in tek başına hükümet kurmak için 11 milletvekiline ihtiyacı vardı. AP'den 11 milletvekiline bakanlık verilerek transfer edildi. Böylece CHP hükümeti kuruldu.

İktidardaki CHP, iki sene içinde büyük prestij yitirdi. 1979 ara seçimlerinde CHP 5-0 yenildi. Bu başarısızlık üzerine Ecevit istifa etti. Süleyman Demirel, bu kez MSP'nin desteğiyle azınlık hükümeti kurdu. MSP, 12 Eylül'e kadar, AP'ye verdiği 'kerhen' desteği sürdürdü. Bu süre içinde eskisi gibi cemaatlerden yoğun eleştiri almadıkları için, zamanlarını daha çok teşkilatlanmaya,
örgütlenmeye ayırdılar.

'Kadayıfın altı kızarıyor'

Bu dönemde Erbakan, Demirel'e dışarıdan verdiği destek sırasında ''kadayıfın altı kızaracak'' gibi deyimleriyle de ülkenin gündemindeki yerini koruyordu. Erbakan, 1980 yılı bütçe konuşmalarında adeta yeniden doğdu. Uzun ve esprili konuşmaları herkesin dilindeydi. Kamuoyu onun konuşmalarını ilk kez TRT'den canlı yayında izlemişti. ''Batılın gözyaşları'', ''Siz birbirinize enkaz ve felçten başka bir şey devredemezsiniz'', ''Lafla peynir gemisi yürümez'', ''İki sene önceki Demirel mi akıllı, bugünkü Demirel mi akıllı'', ''Köşeyi döneceksiniz, merak etmeyin köşeyi döneceksiniz, ama uçurumdan aşağı giden köşeyi döneceksiniz'' gibi sözleri herkesin dilindeydi. Onun bu konuşmaları tabanını daha da coşturmuştu.

1979'da İran'daki İslam devrimi de MSP kitlesine heyecan katan önemli bir olaydı. İran gibi bölgedeki Batı yanlısı bir ülkeye İslam hâkim olmuştu, sıra Türkiye'deydi. İranlı yazarlar, özellikle Ali Şeriati , MSP'li gençlerin, radikal kesimlerin en çok okuduğu yazardı.

Konya mitingi

MSP'nin iktidara yürüdüğü, gün geçtikçe büyüdüğü, MSP'lilerin ortak görüşüydü. MSP'nin mitingleri de çok görkemli olmaktaydı. Sıvas ve Konya mitinglerinde yüz binler meydanlara dol muştu. Özellikle Konya mitinginin benzeri o zamana kadar görülmemişti. Gençlik kesimi, ''İran'da Humeyni, Türkiye'de Erbakan'', ''Şeriat gelecek, vahşet bitecek'', ''Erbakan komutan,
akıncı asker'' sloganları atmışlar, İstiklal Marşı okunduğunda da yere oturmuşlardı.Bu mitinge katılanlar, MSP'nin artık iktidar olma işini bitirdiğini düşünüyordu.

Artık iktidara bir adım kalmıştı. Ama 12 Eylül günü uyandıklarında, Türkiye'deki herkes gibi ordunun ülke yönet imine el koyduğunu gördüler. MSP için her şey bitmişti.

Belki de herkes için... 12 Eylül askeri darbesi herkes için olduğu gibi İslamcılar için de çok şeyi değiştirecekti.

MSP'den ve Yeni Asya grubundan Fethullah Hoca'nın cemaatine transfer olanlar, artık yeni bir cemaati oluşturmaktaydı. Fethullah Hoca, Erbakan Hoca'nın yerini almaya başlamıştı.


Para toplamak için yapılanlar

Camide Fethullah Gülen'i dinleme aşamasını geçtikten ve Fethullah Gülen hayranı haline getirildikten sonra bazı insanlar için yapılan bir toplantı vardı.

Dar kapsamlı grup halinde düzenlenen bu toplantıda Fethullah Gülen konuşma yapıyor, cemaatin hizmetlerinden, neler yapılacağından bahsediyordu.

Daha sonra esas meseleye geçilirdi. Hizmet için şu kadar paraya ihtiyaç vardı, filan yerde yurt açılacaktı ama para eksikti, şu kadar para lazımdı.

Toplantıya dahil olan gruptan biri çıkıp ''Hizmet için ne önemi var, benden 1 milyar'' derdi. Başka biri 5 milyar, bir diğeri 10 milyar. Herkes bir şeyler dediğine göre, toplantıya yeni katılan zengin ya da zenginler de bir şey diyecekti elbette. Onların dışındaki kişilerin söylediği rakamlar, bu yeni katılanları etkilemek içindi. Yeni katılanlar da o atmosfer içinde beş-on milyar çek kesip verme zorunluluğunu hissederlerdi. Bu metotla büyük bir para akışı sağlandı. Cemaat iyice zenginleşti, saray gibi yurtlar, ihtişamlı dershaneler yapıldı, ardı ardına ışık evleri açıldı. Cemaat, Şubat 1978'de, meşhur 'ağlayan çocuk' resmiyle yayına başlayan ve 'Sızıntı' adını taşıyan dergiyi çıkardı. Derginin adı, cemaatin temel felsefesini yansıtmaktaydı. Fethullah Gülen cemaatinin temel felsefesi her tarafa sızmaktı. Devlete, orduya, kurumlara, partilere sızılacak ve bir zaman sonra oralarda hâkim olunacaktı. Başyazılarını Fethullah Gülen'in yazdığı Sızıntı dergisi içerik olarak TÜBİTAK dergisinin Müslümanlaştırılmış haliydi. Fizik, kimya, astronomi gibi konular ön plandaydı. Örümceklerin yapısı, uzayda karadelikler gibi konular işlendi. Yabancı dergilerden alınan ilginç resimler, güzel manzaralar yayımlandı ve bu resimlere Fethullah Gülen'e ait veciz sözler yazıldı. Nurcular bu tür resimlere, kartpostallara Said-i Nursi'nin yazılarını yazarlardı. Fethullahçı grup ise Sızıntı'da Said-i Nursi'nin yerine
Fethullah Gülen'in yazılarını bu tarzda yayımlamaya başladı.

Cemaate ait yayınevleri kuruldu. Kurulan yayınevlerinde Fethullah Gülen'in konuşmaları, Sızıntı'da yazdıkları kitap haline getirildi.


Gülen'i güçlendiren taktikler

Fethullah Gülen'in vaaz verdiği Bornova Camii'ne gelenlerin karşılaştıkları manzara şuydu: Cami, Türkiye'nin dört bir yanından gelenlerle dolup taşıyordu. Fethullah Hoca gözyaşları içinde konuşuyor, cemaatten insanlar da birlikte ağlıyordu.

Bu görüntü, cemaatin her zaman uyguladığı bir mizansendi. Caminin değişik köşelerine dağıtılan kalabalığa karıştırılmış cemaat mensupları 'ağlama' görevini üstlenmişlerdi. Fethullah Gülen konuşmasına başladıktan kısa bir zaman sonra ağlamakla görevli bu kişiler, bulundukları yerlerden ''Allah!..'' diye bağırıyor, kimileri herkesin duyacağı şekilde ağlıyor, kimileri de kendilerini yerden yere atıyordu. Kürsüde zaten Fethullah Hoca, ''Ben acizim, ben hiçbir şeyim, benim başımı koparsınlar'' gibi sözlerle kendini aşağılayarak, ağlayarak, bazen kendinden geçerek, ayılıp bayılarak, bazen elindeki Kur'an-ı yere fırlatarak konuşmaktaydı.

Ağlayıp kendini yerlere atanlardan bazılarının, cemaati yarıp, ''Peygamberimizi gördüm, vallahi gördüm, hocamızın yanında oturuyor'' diye haykırarak Fethullah Hoca'nın yanına gidip ağlaması en meşhur sahnelerdendi.

Fethullah Hoca'nın bu hali ve cemaatin içinde ağlamakla görevli kişilerin bağırıp çağırmaları, uğuldayarak ağlamaları, bazılarının kendilerini yerden yere atmaları camiye yeni gelenleri dehşete düşürmekte, apayrı bir dünyanın içine sokmakta ve etkilemekteydi. Bu atmosferde yeni gelenlerden de ağlayanlar, Fethullah Hoca'ya hayran kalıp bağlananlar oldu. Çoğu artık
Fethullah Gülen'in kulu kölesi olmaya razıydı. Bu dava için ne isteniyorsa yapmaya hazırdı. Camiye gelenlerin çoğu zaten çeşitli cemaatlere mensup olduğu için çabuk etkileniyorlardı. Fethullah Hoca'yı birkaç kez dinledikten, okullarda okuyan öğrencileri, askeri okullara giren talebeleri gördükten ve ileride orduda Fethullahçı generallerin olacağını, Türkiye'yi Müslümanlaştıracağını duyduktan sonra Fethullahçı oluyorlardı. Partilerini ve cemaatlerini ikinci plana atarak, artık Fethullah Hoca harekâtının içinde yer alıyorlardı.Cemaate kazanılanlar, başkalarının da kazanılması için çaba sarfetmeye başladılar.

Bölüm 7 | Bölüm 9